Rauf Ersenal
HABER
Rauf Ersenal, 2 Kasım 2014
K.K.T.C.
Akdeniz Köyü, Agia Eirini, Kyrenia
8 - 22 EYLÜL 2014

2700 Yıllık Arkaik Gülümseme...

Çocukların en sevdiği oyun alanı, karşı olsak da topraktır, çamurdur. Bizler de çocuktuk bir zamanlar ve severdik çamura şekil vermeyi, büyüklerimizden gizlenerek de olsa. Üstümüzü başımızı kirletmemeye özen gösterirdik. Ne kadar başarılı olurduk gizlemeye, bilemiyorum. Ama her seferinde bir iz bırakırdık farkında olmasak da. Tatlı bir uyarı ile atlatırdık her seferinde... Çamurdan insanlar, arabalar, kaleler yapardık. Kısacası bizleri yaratıcılığa iten zor yıllardı bahsettiğim. Yağmurun yağışıyla kaybederdik emeklerimizi. Yılmadan tekrar tekrar yapardık. Yorulmak nedir bilmezdik. Onların pişirileceği bilincinden haberdar değildik. Bilen, gösteren de yoktu.

Yazıyı beğen ya da paylaş:

Aradan çok uzun yıllar geçtikten sonra çamura şekil verme fırsatını yakaladım. 1999 Yılı’nda Ayhatun Ateşin’in öğrencileri ile açtığı bir sergiyi ziyaretimde. Önce Lefkoşa Arabahmet Mahallesi’ndeki Atölyesinde daha sonra da Girne Anafartalar Lisesi arkasındaki atölyelerde devam ettik çalışmalara kısa da olsa. Beyaz çamurdan yaptığım bir kral büstü hala atölyede duruyor. Her insanın kendine has bir çalışma şekli vardır. Ben özellikle Kıbrıs Arkeolojik seramikleri üzerine yoğunlaştım uzun yıllar. Bu konu hakkında görsel materyalın dışında, o dönemde kullanılan kil malzemesi, yapım teknikleri ve fırınlama konusunda yok denecek kadar az malzeme vardı. Bu konuda büyük bir boşluğun olması, yıllarca sürecek araştırma, deneme yanılmalar sonucu önemli sonuçlara vardım. Kıbrıs’ta binlerce yıl önce çok zor koşullarda ve zahmetlerle üretilmiş birçok arkeolojik eserin yurt dışına kaçırılması ve ünlü müzelerde sergilenmesi bende inanılmaz bir hüzün yarattı her zaman. Her gelen birşeyler götürdü bu topraklardan dünyanın dört bir yanına adeta köklerimizi yolarcasına. Bunların ülkemize geri getirilmesi imkansızdır, şimdiki siyasal duruma göre. Ancak, yapabilecek birşeyler vardı elbette. 2001 Yılı’nda ülkemizden kaçırılan eserlerin yer ve kronolojik sırasına göre üretmeye başladım. Kaçırılan eserleri yapmama ömrüm yetmezdi biliyorum. Birkaç ortak sergiye katıldım. Bu sergilerde izleyenlerin tepkileri beni daha da motive etti ve çalışmalarıma hiç ara vermeden 15 yıl boyunca devam ettim. 2014 Ocak ayında Akdeniz Pişmiş toprak eserlerini çalışmaya başladım. Haziran ayına kadar elimde hatırı sayılır miktarda eser birikmişti. Ülkemizde en azından kaçırılan eserlerle ilgili bir replica müzesi açılabileceğine inandım. Ta ki, uygun zamanı, yeri ve insanları bulana kadar. Akdeniz Köyü’nde 1929 yılında İsveç Arkeoloji Enstitüsü arkeologları tarafından yapılan kazılarda ele geçirilen 2000 adet pişmiş toprak eserin yarısı Güney Kıbrıs’ta diğer yarısı ise İsveç’in Medelhavet Müzesi’nde sergilenmekteydi. Elimde bu konuyla ilgili bolca materyal birikmişti. Bu konuyu önce Akdeniz Köyü’nde kurulan AKÇEV-DER yetkilileri ile konuştuk. Onlara o köyde kurulan bu dernekle güzel işler başarılabileceğini anlattım. Heyecan duydular... Ancak, ne maddi ne de teknik anlamda donanımları yoktu. Onlara projeden bahsettim ve dünyada bu güne kadar denenmemiş önemli bir projeye hazırlıklı olmalarını ve gerek maddi gerekse manevi her türlü desteği vereceğimi söyledim. Sanatçı Ayhatun Ateşin’in de Küratör olarak aramıza katılması olayı bir o kadar daha profesyonel hale getirmiştir. Proje Başkanı olarak görev aldım ve 2 ay gibi çok kısa bir sürede el birliği ile I. Uluslararası Akdeniz Pişmiş Toprak Sempozyumu”nu hayata geçirdik. Her şey arkaik tekniklerle üretilecekti. Bunun için arkaik dönemde kullanılan kil malzemesinin köy civarında araştırmasını yaptık. Malzeme bulunmuştu. O dönemdeki pişirme tekniğinin yaratılabilmesi için onlara vereceğim çizimler doğrultusunda odun fırınını hazırlamak, kil havuzlarının kazılması, çamurun yoğrulması için gösterilen çaba da dernek üyelerinin çabaları takdire şayandır. Bu amaçla 3 program hazırladık. İlki hazırlık programıydı. Bu programda, malzemeler, sponsorluklar, davetler, afişler ve yapılacak eserler gibi konular takvimlenmişti. İkinci Program, sanaçıların tesbiti, daveti, ulaşım ve konaklama içeriğindeki programdı. Özellikle Ayhatun Ateşin’in sanatsal açıdan bu programı hazırlaması ve organize etmesi çok üstün bir performanstı. Üçüncü program ise 8-22 Eylül tarihleri arasında yapılacak her türlü çalışmayı içeriyordu. Üç program da aksamadan büyük bir özveri ile yürütüldü. Bu sempozyumun amacı, İsveç’te bulunan eserlerin kopyalarını üretmek, köyde kurulacak bir açık hava müzesinde sergilemek ve en önemlisi köy ve ada halkında farkındalık yaratıp kültürel mirasımıza sahip çıkmalarını sağlamaktı. Bunun yanında, köy çocukları ve gençlerini seramik sanatına özendirmek ve köylerini ziyaret edecek turistlere köylerinin sembolü olan arkaik eserlerin biblolarının satışını özendirmekti. Yüzyıllardır köyde seramik üretimi yapılmadığını öğrenmek, sempozyumun tam da doğru yerde yapıldığını zaten bizlere göstermektedir. Yurt dışından 25 ve yurt içinden 16 sanatçının katılımıyla bir yandan muhteşem eserler köye kazandırılırken, diğer yandan köy halkına kullanabilecekleri malzeme ve teknikler konusunda eğitim verildi. Köy halkı bu konuda oldukça heyecanlı ve bu işe dört elle sarılmıştı. Bu ise bizlere, geleceğe dair büyük umutların yeşermesine vesile olmuştu. Sempozyuma katılan, üreten, izleyen herkesin yüzündeki gülümseme hiç eksilmedi. Son derece pozitif bir ortamda doğru insanların bir araya gelmeleri ile örnek bir dayanışma sergilenmişti.

Bir yandan yapılan eserlerin kurutulması, diğer yandan kuruyan eserlerin odun fırınında pişirilmesi inanılmaz keyifli bir görsel şölene dönüşmüştü. 13 Eylül akşamı odun fırınında pişirme konusundaki tecrübelerimi arkadaşlarla paylaştım ve ilk ateşlemeyi hep birlikte yaptık. O günden sonra neredeyse her gün pişirme devam etti. 22 Eylül akşamı Akdeniz (Ayia İrini) Köyü’nde bulunan küçük tarihi kilise, yapılan eserlerin sergilenebileceği en güzel mekandı. Çünkü, 1929 yılında yapılan kazılar bu kilisenin hemen yanıbaşındaydı. Bu son derece önemli bir ayrıntıydı. Ve açılışla birlikte oraya gelen herkes büyülendi. Hep birlikte çok güzel ve örnek bir iş başarılmıştı. Eserlerin kopyaları neredeyse orijinallerini gölgede bırakacak kadar inanılmaz güzel yapılmıştı.

Akdeniz Köyü’nde bu güzelliği yaratan bir avuç insanın gurur ve mutluluğu çok uzun yıllar sürecek gibi...

Bu organizasyonda birçok insanın emeği geçmiştir. Her birinin katkıları, ülkemizi aydınlatan bir kandile dönüştü. Aydınlık yarınlarımız için çaba gösteren, 15 gün boyunca Arkaik Gülümsemeleriyle ziyarete gelen herkesi etkileyen o güzel insanlara çok borcumuz var...

Rauf ERSENAL




2700 Yıllık Arkaik Gülümseme...

2700 Yıllık Arkaik Gülümseme...

Çocukların en sevdiği oyun alanı, karşı olsak da topraktır, çamurdur. Bizler de çocuktuk bir zamanlar ve severdik çamura şekil vermeyi, büyüklerimizden gizlenerek de olsa. Üstümüzü başımızı kirletmemeye özen gösterirdik. Ne kadar başarılı olurduk gizlemeye, bilemiyorum. Ama her seferinde bir iz bırakırdık farkında olmasak da. Tatlı bir uyarı ile atlatırdık her seferinde... Çamurdan insanlar, arabalar, kaleler yapardık. Kısacası bizleri yaratıcılığa iten zor yıllardı bahsettiğim. Yağmurun yağışıyla kaybederdik emeklerimizi. Yılmadan tekrar tekrar yapardık. Yorulmak nedir bilmezdik. Onların pişirileceği bilincinden haberdar değildik. Bilen, gösteren de yoktu.

Yazıyı beğen ya da paylaş:
Booking.com






Tavsiye Ettiğimiz Yazılar