Sanat Eleştirmeni Lütfiye Bozdağ
SANATÇI GÖRÜŞÜ
Sanat Eleştirmeni Lütfiye Bozdağ, 17 Aralık 2015

Sanatçı Görüşleri / Deniz Sağdıç’a Sorduk

Yazıyı beğen ya da paylaş:

YASAL UYARI! (Telif Hakkı ©)

Telif hakkı yazar ve sanatçıların yarattıkları eserlere sahip olma hakkıdır. Bu site üzerindeki tüm bilgi ve görsellerin kullanımı için sanat.burada.com.tr’nin izni gereklidir.

Bu görselin telif hakları korunma altındadır.

© COPYRIGHT

Deniz Sağdıç, 18 Aralık 2015 tarihinde Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kültür Sanat ve Kongre Merkezi sergi salonu’nda açılışını gerçekleştireceğiniz “Tin” serisinin üçüncü sergisi olacak. Bu seriden kısaca söz eder misiniz? “Tin” konsepti nereden aklınıza geldi ve referansları nerelere kadar uzanıyor.

“Tin” başlığı altında topladığım çalışmalarıma 2013 yılının sonlarında başladım. Tin kavramıyla ilgili önceki açıklamalarımda, tin in düşün dünyası ve o dünyanın düşünürlerince öneminden bahsediyordum. Tabi tin i felsefeyle birlikte ele almak kaçınılmaz bir durum, kavramı dile dahil eden düşünce insanları. Benim tin ile ilgili meselem tam da bu noktada hayat buluyor. Kültürümüzün, her şeyi kategoriler çerçevesinde ele almaya alışık görüşü, tin i de, felsefe dünyasının ilgi alanına terk etmiş. Psukhe ile Yunan kültüründe başlayan, Alman felsefesi ile geist a dönüşen, dilimize can ya da ruh diye çevrilerek, karşılığı bambaşka anlamlara evirilen tin kavramının anlaşılması zor hale gelmiştir. İronidir ki tin; anlama, öğrenme, bilme olarak tamamen insana has, aslında insanı anlatan bir kavram, en azından benim için. Bu dönem çalışmalarımı “Tin” başlığı altında isimlendirmem de buradan kaynaklanıyor.

Bir insan olarak her geçen gün kendimi deneyimliyorum, ne olduğumu, ne olmadığımı öğreniyorum. Tabi ne olduğunu öğrenme deneyiminin belki de sanatçıların daha iyi anlayacağı yanından bahsediyorum. Çünkü ne olduğunu öğrenmeyle kastettiğim; hayatın günlük pratikleri içinde, tamamen kültürle ve buna bağlı sosyal olguların etkisiyle şekillenen bir psikolojiden öte, insan olma durumuyla ilintili. Yani medeniyetin güncel alışkanlıklarından öte, mağara duvarına çizimler yapan insandan beri değişmeyen temel, öz insan olma durumu. Sanatçıların daha iyi anlayabileceği durum olarak nitelememin nedeni, hangi dönemde olursa olsun sanatçıların, mağara duvarına o çizgileri çizen insanın yaşadığı deneyimi yaşayabilen yegâne insan olabilmeleriyle ilgili. Yoksa yaşam alışkanlıklarımızın dışında düşündüğümüz zaman bir şeyi resimleyen bir fiil normal değildir, delicedir. Söylemek istediğim, temel bir insan olma durumu olarak tin i anlamadığımızda, zaten doğada asılları bulunan şeyleri yeniden taklit eden fiil olarak göreceğimiz sanat; boş ve anlamsız, icracısı olan sanatçı da deli olacaktır. Sanat eseri, bu anlamda tin in en belirgin vücut bulduğu hali olabilir. İnsan üretimi her şey esasında tin in vücut bulmasıdır, ama sanat yapıtının pratik anlamda işlevden uzaklaşmış hali onu bu konuda daha ideal hale getirir. Özellikle sanatçıların farklı dönemleri arasındaki gelişim ya da değişimin çalışmaları vasıtasıyla gözlenebilmesi buna imkan verir.

Ben her gün, ne üzerinde çalışıyorsam, kalemin her çizgisinde, bıçağın her yontusunda ya da fırçamın her dokunuşunda, ışığı, rengi, çizgiyi yeniden keşfediyorum. Tabi buradan sanatın kendi pratikleri içinde, plastik keşiflerden ziyade kastettiğim, tıpkı o mağara çizimlerini yapan insanın içine düştüğü hayret, yani kendinin ne olduğuna dair keşfe bir adım daha yaklaşılması. Sanatım çerçevesinde, plastik unsurlar itibariyle keşfettiklerimi de eklediğimde, çalışmalarımı “Tin” başlığı altında toplamam kaçınılmaz bir hal alıyor. Bu anlamda “Tin” yapıtlarımın hayata geliş sürecini anlattığı gibi, benim kim olduğumu bana ve yapıtlarım vasıtasıyla başkalarının gözlemlemesine imkan verişini temsil ediyor.

• Fotoğraf  © Deniz Sağdıç izniyle
Eser künyesi: Deniz Sağdıç

Reklamlar