Sanat Eleştirmeni Lütfiye Bozdağ
SANATÇI GÖRÜŞÜ
Sanat Eleştirmeni Lütfiye Bozdağ, 16 Nisan 2015

Sanatçı Görüşleri / Onur Fırat Fen’e Sorduk

Yazıyı beğen ya da paylaş:

YASAL UYARI! (Telif Hakkı ©)

Telif hakkı yazar ve sanatçıların yarattıkları eserlere sahip olma hakkıdır. Bu site üzerindeki tüm bilgi ve görsellerin kullanımı için sanat.burada.com.tr’nin izni gereklidir.

Bu görselin telif hakları korunma altındadır.

© COPYRIGHT

Sanatı, teknik ve malzemeye biçim verme olarak mı anlıyorsunuz yoksa bunları aşan bir derdiniz mi var?

Sanatçı ya da üreten için malzeme sıradan bir araç değildir. Bazen amacı da belirleyen bir konuma sahiptir. Malzeme kendisi kaos yarattığı gibi aynı zamanda üreteni de terörize eder, provake eder, kışkırtır; “hadi yap, hadi yap” diye bir edim haline sürükler.

Sadece heykeltıraş olarak bakmıyorum sanatın her üretim dalında bunu görebilirsiniz. Üretici ürününü bu malzeme kaosundan çekip çıkarıp teknik çözümlemeye götürür. Malzeme çeşitliliği fazla gibi görünmesine rağmen aslında çağımız, malzeme konusunda, o kadar da üretken değil. Heykelde halen temel malzemeler kullanılıyor. Sanat tarihine baktığımızda görürüz, teknik yaklaşımlarınız ürününüzü tarihlendirir, o tarihlerde sanatçıların malzeme kullanım alışkanlıkları şunlardı diye sıralanıverir.

Günümüz sanatında geçmiş çağlardaki malzeme kullanımlarının çok değişmediğini görüyoruz. Hemen hemen aynı temel malzemeler kullanıyor. Tabi sanatın çok endüstrileştiğini, malzemenin çeşitlendiğini söyleyenler var, ama sonuca baktığımızda kalıcı olanların eski çağlardan beri kullanılan kadim malzemeler olduğunu görürüz. Teknoloji mi? Malzeme mi ? sorusunda, bana göre; ne olursa olsun salt malzeme kalıcı olandır. Teknolojinin modası çabuk gelip geçer. Ama şuna değinmek isterim ki; geçmişe nazaran, sanatçılar teknoloji sayesinde daha geniş bir konu ve özgürlüğe sahip, daha çok kendinden beslenebiliyor, ürünlerin boyutları devasalaştırabiliyor, metropollerde, gökdelenlerle göğe doğru yükselen mimarinin yanında heykel de aynı teknoloji sayesinde görünürlükleri adına boyutlarını büyütebiliyor.

Teknik bizden önceki ustalardan miras aldığımız, biraz geliştirip devrettiğimiz bir eylem. Malzeme ve teknoloji ilişkisi de bir bütünlük içeriyor. Teknoloji malzemenin lokomotifi. Malzeme kullanma konusunda alışkanlıklarımız da oluşuyor. Örneğin, mutfakta yemek yaparken hep elimiz en sevdiğimiz araçları kullanmaya gider, sürekli aynı tencereye, tavaya gider ya da herkesin sevdiği bardağı olması gibi. Malzeme bir dilse teknik de alfabesidir. Gün geçtikçe üreten kişi, bu alfabe sayesinde kelime ve anlatım dağarcığını geliştirir ve oluşturduğu dil ile sanata yeni anlamlar yükler. Sanata yeni anlamlar yüklemenin hem üreten açısından hem de izleyen açısından önemli bir gereksinim olduğunu düşünmüyorum.

Sanatta neyi dert edindiğim konusuna gelince, bu soruyu gün aşırı soruyorum kendime: “derdim ne benim?” bir insanı tanımak için sorduğumuz soruların başında da bu gelir ya. Ona; “derdin ne senin” diye sorarız. Bana göre sanatta derdim ne demekten ziyade dert arayışı daha önceliklidir. Dert yaratırım kendime. Bazen bir kavrama takılır, onun formunu ararım. Sonuç olarak üretilen ne olursa olsun, teknik çerçevesi ve malzemesi bellidir, onun zaman içinde anlam ve manası değişebilir. Ama önemli olan tarihe kalıp kalmayacağıdır.

Reklamlar