Sanat Eleştirmeni Lütfiye Bozdağ
ELEŞTİRİ
Sanat Eleştirmeni Lütfiye Bozdağ, 17 Kasım 2016
İZMİR
FOLKART GALLERY
26 EKİM - 25 ARALIK

“Kan Kırmızı” Adonis-Habip Aydoğdu Sergisi Üzerine

İzmir Folkart Gallery’de proje direktörlüğünü Fahri Özdemir’in küratörlüğünü Zeynep Yasa Yaman’ın üstlendiği 26 Ekim–25 Aralık 2016 tarihleri arasında izleyicilerle buluşan “Kan Kırmızı/Adonis–Habip Aydoğdu” sergisi iki yönüyle önem arzeden bir sergi. Birincisi İstanbul’un tek sanat merkezi haline getirildiği Türkiye sanat ortamında İzmir’in Folkart Gallery ile dikkati çekici bir çıkış yaparak gündeme gelmesi, İstanbul sanat çevrelerinin gözlerini İstanbul’dan İzmir’e çevirmelerine neden oldu.

Yazıyı beğen ya da paylaş:

İzmir Folkart Gallery’de proje direktörlüğünü Fahri Özdemir’in küratörlüğünü Zeynep Yasa Yaman’ın üstlendiği 26 Ekim–25 Aralık 2016 tarihleri arasında izleyicilerle buluşan “Kan Kırmızı/Adonis–Habip Aydoğdu” sergisi iki yönüyle önem arzeden bir sergi. Birincisi İstanbul’un tek sanat merkezi haline getirildiği Türkiye sanat ortamında İzmir’in Folkart Gallery ile dikkati çekici bir çıkış yaparak gündeme gelmesi, İstanbul sanat çevrelerinin gözlerini İstanbul’dan İzmir’e çevirmelerine neden oldu.

“İstanbul, Türkiye’nin tek sanat merkezi. Alternatifi yok. İkinci sırada gelen bir başka kent de yok, hiçbir kent İstanbul ile yarışamıyor yani rakipsiz. Bu sanat ortamı açısından da sanat üreticileri açısından da sorunlar oluşturuyor. Türkiye sanat piyasasında 2000’lere kadar diğer kentlerin az çok esamesi okunuyordu. İstanbul birinci sırada gelirken Ankara, İzmir, Adana, Mersin, Diyarbakır, Bursa ve Eskişehir gibi kentler de ciddiye alınırdı. Ancak siyasi iktidarın bütün finans kurumları ve bankaların genel müdürlüklerini Ankara’dan İstanbul’a çekmesiyle birlikte, İstanbul sadece sanatın değil, Türkiye finansının da başkenti oldu. Elbette sermayenin sanatı kendine çektiği gerçekliği var ama mesele sadece bu değil. Mesele İstanbul’un ezici bir güçle bu alanda iktidarı ele geçirmesi ve diğer kentlere yaşam hakkı tanımaması.” 

Bu eleştiriyi yaparken İstanbul dışında kalan kentlerin Türkiye sanat ortamında periferide kalmaya itirazı olmalı, yaptıkları sergilerle, etkinliklerle biz de varız ve buradayız demenin bir yolunu bulmalılar diye düşünürken İzmir’den Folkart Gallery’den “Kan Kırmızı/Adonis – Habip Aydoğdu” sergi haberinin gelmesi beni umutlandırdı. Bu serginin diğer kentler için de yeni bir dinamik oluşturmasını ve üzerlerindeki ölü toprağını silkelemesini umut ediyorum. 

Kan Kırmızı/Adonis–Habip Aydoğdu” sergisinin ikinci önemi, egocentrism’in iktidarda olduğu bir dünyada iki sanatçının egolarını bir kenara bırakarak, sanat yoluyla birbiriyle dostluk kurması ve kolektif bir yaratım sürecinde ortaya çıkan ortak bir çalışmayı kamuyla paylaşmaları. İki sanatçının hem kendine özgü bireyselliklerini hem de kendi olmayanı dikkate alması açısından çarpıcı bir sergi ile karşı karşıyayız. Bireyselliklerini bertaraf ederek, birlikte üretmenin heyecanını, kolektif üretimin duygulanımını izleyiciye aktaran bu sergi, çağın ruhundaki tekilliğe, hızlı tüketime, gelip geçiciliğe uymayan bir atmosferi yakalaması bakımından da çok özel bir sergi. 

Ortadoğu, tarihi boyunca büyük medeniyetlere ev sahipliği yapmış, kanlı savaşlara tanıklık etmiş ve halen de etmekte olan, Petrol’ün bulunmasıyla Batı emperyalizmine maruz kalmış, halen demokrasiye geçememiş acının coğrafyası. Türkiye de aynı yakın coğrafyada bulunan benzer acılarının yaşandığı, savaşın, ölümün ve acının ülkesi. 

Gün geldi bu coğrafyada iki sanatçının yolları kesişti, komşu iki ülkede doğup büyüyen Adonis ve Habip Aydoğdu, iki ayrı ülkenin aynı acılardan geçen iki sanatçısı olarak buluştular ve birlikte ürettikleri sanatı “kan kırmızı” başlığını taşıyan bir sergiyi izleyicilere ulaştırdılar. Bu sergi gerek sanat tarihine bir not düşmek bakımından, gerekse toplumsal tarih yazımında sivil inisiyatif ortaya koyma bakımından ayrıca önemli ve değerli bir artistik tavır olarak da okunabilir. 

Asıl adı Ali Ahmet Sait Eşber olan şair Adonis, 1930 yılında Suriye’de doğmuş ve otuz yaşında iken Lübnan uyruğuna geçmiş ancak Lübnan iç savaşı yüzünden buradan da ayrılarak Paris'e yerleşmek zorunda kalır. Hâlen Paris'te yaşayan sanatçı, 2014 yılında Türkiye’de bir sergide karşılaştığı Habip Aydoğdu resimlerinden çok etkilenir ve şiir kitaplarını imzalayarak ressama gönderir, ressam da ona bir resmini hediye eder, sonrasında ressamın atölyesine konuk olur. Bir şair ile bir ressam, birlikte vakit geçirirler, oluşturdukları defterde ressam çizer, şair şiirlerini yazar. Şiirleri okuyan ressam tekrar çizer, renklerle dizeler biraraya gelir ve yepyeni üretimler ortaya çıkar. Sonra da ortaya çıkan bu ortak çalışma izleyiciyle paylaşılır.

İki sanatçının yaşadığı coğrafya acılı olunca, ortaya çıkan sanat çalışmaları da bundan nasibini alır. Güneydoğu Anadolu bölgesini askerliğini yaptığı 1974 yılında tanıyan Aydoğdu, bu dönemde Nusaybin'de tanıklık ettiği, sınır kasabasında yaşayan insanların yaşam kavgasından, yoksulluğundan derinden etkilenir. Mayından eli, kolu, ayağı kopan insanlar, zihninde unutamadığı dramlar olarak, ilk dönem resimlerine konu olur. “Özetle, ölümün kol gezdiği mayınlı tarlalara dönüşmüş bu topraklarda yaşananlara tanıklığımızdır bu sergi: “Kıpkırmızı” derken sanatçı resim yapmaya başladığı erken dönemden itibaren hafızasındaki imgeleri plastik dilin imkânları içinde yıllar sonra aynı duyarlılıkla dışavurmaktadır. “Ortadoğu’nun yaşadığı savaşlar, silahlarla ve tel örgülerle delik deşik hale gelen coğrafyalar, verilen kurbanlar, arapsaçına dönen iç acıtıcı siyasetler, dökülen kanlar ve gözyaşları resimlerimin kaçınılmaz olarak ana temasını oluşturdu.” sözleriyle Aydoğdu, bütün bir sanatının varoluşunu dile getirmektedir. 

O dönemde resim yapmak için boya bulamayan sanatçı, askeriyede mühür basmak için kullanılan kırmızı ıstampa mürekkebini boya yerine kullanır. Aradan uzun yıllar geçmesine rağmen 2016 yılının sonlarında açtığı sergide sanatçının kırmızıdan vazgeçemediğini ve serginin adını belirleyecek kadar kırmızıya yoğunlaştığını görüyoruz. Kendisi bile kırmızıya olan düşkünlüğünün çok geç farkına varıyor, ta ki bir üniversite söyleşisinde “Neden bütün resimleriniz kırmızı?” sorusuyla karşılaşana dek.

Kırmızı, ressam için aşkın, isyanın ve acının rengi. O nedenle kırmızı başat renk olarak resimlerinin vazgeçilmezi. Aydoğdu, resimlerinde özellikle son çalışmalarında tek bir rengin, kırmızının egemen olmasıyla ilgili, zamanla fazlalıklardan kurtulan insanın yalınlığa ulaşması gibi ben de renklerden arınarak az renge ulaşmak hatta sadece kırmızıya varmak istiyorum diyor.

Az renk kullanarak resim yapmak çok şey söylemek anlamına geliyor, tıpkı şiir gibi az söz, çok anlam. “Bütün derdim tek bir renk ile çok şey anlatabilmek, arına arına tek bir rengin zenginliğine erişmek”. 1980’lerden itibaren bu coğrafyanın evlatlarını sürekli kurban etmesi üzerine 2000'lerde yapmaya başladığı ve hâlâ devam eden Kurban serisi, Aydoğdu'nun son dönem çalışmalarında dikkati çekiyor. 

1995’de İstanbul’da Nâzım Hikmet Uluslararası Şiir Ödülü verilen Adonis, Türkiye’yi yakından takip eden bir şair, “Bu savaş döneminde böyle bir çalışma yapmamız çok önemli. Benim amacım bütün sanat dallarını, müziği, heykeli, resmi, şiiri birbirleriyle ilişkilendirmekti. Şiir nasıl insanlarda yeni yollar açıyorsa resmin de aynı görevi gördüğünü söyleyebiliriz. Habib’in resimleri ile benim şiirlerimin duyguları benziyor ve birbirlerini tamamladığını söyleyebilirim” diyor.

Şiir ve resim iki farklı sanat disiplini. Bir şair ve bir ressam, Aydoğdu ve Adonis, birlikte sanat üretmekten mutlu olduklarını, bu tür pratiklerin sanatçıların birbirlerinden beslenmesine ve zenginleştirmesine olanak veren çalışmalar olması açısından büyük önem taşıdığına inanıyorlar. “Bu kıpkırmızı coğrafyanın büyük şairi Adonis’in şiiri içinde buldum kendimi bir anda, yazılarının ve şiirlerinin bende oluşturduğu resimsel karşılığı arar oldum. “Çirkin yazılmış el yazısı gibi duruyorum şu dünyanın üzerinde” diyor Adonis ve sanki beni de işaret ediyordu bu dizesiyle. Aynı yöne bakıyor, benzer duyguları hissediyor, acıyı da, sevinci de benzer duyarlılıkla paylaşıyorduk. Onun dizeleriyle söylenirse, “Kanın yıkadığı toprağa ve onun sevdasına barış diliyorduk birlikte.” 

Suriye'de, elektriği, okulu, yolu olmayan yoksul bir köyde büyüyen Adonis,“Babam Arap şiirini ve Kur'anı iyi biliyordu. Benim okulum, babamın Kur'an ve şiir bilgisiydi. Cahiliye döneminden itibaren eski Arap şiirleri ile yetiştim. İlk şiirimi, Cumhurbaşkanı Şükrü el Kuvvetli için yazdım. Kuvvetli, 1943'te, bağımsız Suriye'nin ilk cumhurbaşkanı Kuvvetli, köyümden geçecekti. Ben cumhurbaşkanına bir şiir yazacağım ve bu şiiri onun önünde okuyacağım, şiirimi sevecek, "Sevgili çocuğum senin için ne yapabilirim diyecek" diye düş kurmuştum.” 

Cumhurbaşkanına okuduğu şiir bu küçük çocuğun hayatını değiştirir. Cumhurbaşkanına okula gitmek istediğini söyleyen çocuk 13 yaşında köyünden ayrılır ve okula başlar. Hayatı tamamen değişir. “…düşündüm ki şiirin içine doğmuşum. Şiir benim hem annem hem babam. Bir şiir hayatımı değiştirdiğine göre, dünyayı da değiştirebilir.” 

Şiir Adonis’in hayatını gerçekten tümüyle değiştirdi ama ülkesinin yazgısını değiştiremedi. 1954'te Şam’da üniversitede felsefe okuyan Adonis, öğrenci hareketlerinin lideri olarak yer alır ancak ülkenin diktatörlük rejimine geçmesiyle 1956 yılında Suriye'yi terk eder ve Lübnan uyruğuna geçer. 

İsminizi neden değiştirdiniz? Sorusunu şair şöyle cevaplıyor; “…dergiler için küçük şiirler yazıyordum. Bunları Ali Ahmet Said Eşber adıyla yazıyordum ama hiçbir gazete, dergi beni kabul etmiyordu. Hem Suriye'de hem Lübnan'da. Dolayısıyla bu gazete ve dergilere kızdım. 1947'de bir gün, Adonis efsanesini okudum. Adonis, mitolojide yakışıklılığı ile ünlü, Afrodit'in sevdiği kişi olarak gösteriliyor. Rivayete göre, yaban domuzu avı sırasında öldürülüyor. Bu hikâyeyi sevdim. Gazeteler, dergiler, aynı yaban domuzu gibi Ali Ahmet Said Eşber'i öldürdüler, Adonis doğdu. Gazeteler, Ali Eşber ismiyle reddettikleri şiirleri, Adonis ismiyle kabul etti.” 

Ressam Habip Aydoğdu gibi şair Adonis de kırmızıya tutkun. Boynundan çıkarmadığı kırmızı bir atkısı var ve bunu şöyle açıklıyor; “..kırmızı, aşkın rengi. Sevdiğim bir kadın bana kırmızı bir atkı hediye etmiş ve bunu hiç boynumdan çıkarmamamı söylemişti. Bu nedenle hep takıyorum.” 

İki sanatçı aynı frekansta buluşabilir mi? Cevabı Aydoğdu veriyor; “Acılarımızı ve düşlerimizi testilere koyduk ve yıllanmaya bıraktık…Bir sergiye ve kitaba dönüşen bu proje, benim için resimlerden, “Adonis Günlükleri”nden ve bu birlikteliği belgeleyen deneysel bir videodan oluşuyor. Adını “Adonis Günlükleri” koyduğum bu defterle boğuştum durdum uzunca bir süre. Adonis’e ve bu ortak coğrafyaya adadığım 120 sayfalık defterde imgeler ve sözcükler yan yana... “Adonis’in şiirleri benim çizimlerime, benim imgelerim onun şiirlerine karıştı. İç içe geçti. Defter, bizi bir araya getiren duygu, düşünce ve duyarlılıkların kenar notları, gizemli izleri ile yoğrulmuş/yoğunlaşmış bir günlükten ibarettir.” 

İki ayrı sanat disiplini birbirini dönüştürebilir mi? Ya da ne kadar dönüştürebilir? Cevabı yine Aydoğdu veriyor; “Adonis’le gerçekleştirdiğimiz bu projede gördüm ki sözcüklerin gücü tıpkı renklerin, çizgilerin, formların gücü gibi sınırsızdı. Zaman zaman görselliğin yetmediği durumlarda sözcüklere, sözcüklerin yetmediği anlarda ise görsel imgelere ihtiyacımız olabiliyordu. İşte o zaman yazı resme, resim yazıya sızıyordu.” 

İki sanatçının şiir-resim çalışmalarının yer aldığı defterde iki disiplinin birbiri içinde nasıl varolduğunu görmek mümkün. İki sanatçının birbirinin duygularını tetikleyen çağrışımlarla bir heyecan içinde birbirini varetmeleri söz konusu. Habip Aydoğdu, kendi cümleleriyle bu varoluşu şöyle açıklıyor. “Karanın karası, kırmızının kırmızısı s/imgelerle, acıları çığlıkları dillendiren sözcükler böylesine sarmaş dolaş olmamıştı hiç... Birimiz söylüyor, birimiz gösteriyoruz. Belli ki, dillerimiz farklı da olsa tutkularımız aynı.” 

YASAL UYARI! (Telif Hakkı ©)

Telif hakkı yazar ve sanatçıların yarattıkları eserlere sahip olma hakkıdır. Bu site üzerindeki tüm bilgi ve görsellerin kullanımı için sanat.burada.com.tr’nin izni gereklidir.

Bu görselin telif hakları korunma altındadır.

© COPYRIGHT

YASAL UYARI! (Telif Hakkı ©)

Telif hakkı yazar ve sanatçıların yarattıkları eserlere sahip olma hakkıdır. Bu site üzerindeki tüm bilgi ve görsellerin kullanımı için sanat.burada.com.tr’nin izni gereklidir.

Bu görselin telif hakları korunma altındadır.

© COPYRIGHT

YASAL UYARI! (Telif Hakkı ©)

Telif hakkı yazar ve sanatçıların yarattıkları eserlere sahip olma hakkıdır. Bu site üzerindeki tüm bilgi ve görsellerin kullanımı için sanat.burada.com.tr’nin izni gereklidir.

Bu görselin telif hakları korunma altındadır.

© COPYRIGHT

YASAL UYARI! (Telif Hakkı ©)

Telif hakkı yazar ve sanatçıların yarattıkları eserlere sahip olma hakkıdır. Bu site üzerindeki tüm bilgi ve görsellerin kullanımı için sanat.burada.com.tr’nin izni gereklidir.

Bu görselin telif hakları korunma altındadır.

© COPYRIGHT

YASAL UYARI! (Telif Hakkı ©)

Telif hakkı yazar ve sanatçıların yarattıkları eserlere sahip olma hakkıdır. Bu site üzerindeki tüm bilgi ve görsellerin kullanımı için sanat.burada.com.tr’nin izni gereklidir.

Bu görselin telif hakları korunma altındadır.

© COPYRIGHT

YASAL UYARI! (Telif Hakkı ©)

Telif hakkı yazar ve sanatçıların yarattıkları eserlere sahip olma hakkıdır. Bu site üzerindeki tüm bilgi ve görsellerin kullanımı için sanat.burada.com.tr’nin izni gereklidir.

Bu görselin telif hakları korunma altındadır.

© COPYRIGHT

YASAL UYARI! (Telif Hakkı ©)

Telif hakkı yazar ve sanatçıların yarattıkları eserlere sahip olma hakkıdır. Bu site üzerindeki tüm bilgi ve görsellerin kullanımı için sanat.burada.com.tr’nin izni gereklidir.

Bu görselin telif hakları korunma altındadır.

© COPYRIGHT

Reklamlar